My Portfolio
Makale
Okumak İçin Aşağı Kaydırın

KEFALET SÖZLEŞMESİ

I. GENEL OLARAK

Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 581-603 maddeleri arasında düzenlenmiştir.

TBK madde 581’de kefalet sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. Buna göre; ‘’Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşmedir.” Maddeden de anlaşılacağı üzere kefalet sözleşmesi bir kişisel teminat sözleşmesidir.

Yalnızca sözleşmeden doğan borçlara değil haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden hatta nafaka borcu gibi kanundan kaynaklanan herhangi bir borca kefil olunması mümkündür.

II. KEFALET SÖZLEŞMESİNİN ÖZELLİKLERİ

1. Feri bir sözleşmedir.

Kefalet sözleşmesi, asıl borca bağımlı olup, kefil tarafından güvence altına alınan asli bir borcun varlığını gerektirir. Asıl borç mevcut olduğu taktirde doğar ve onunla beraber varlığını sürdürür. Asıl borç herhangi bir nedenle geçersiz ise kefalet sözleşmesi de geçersiz olacak, sona ererse kefalet sözleşmesi de sona erecektir. Bu nedenle kefil, asıl borçtan daha fazla borç yüklenemez. Asıl borçlu alacaklıya karşı hangi defilere sahipse kefil de bunlara sahiptir.

2. Tali (ikincil) bir sözleşmedir.

Bu ilke uyarınca alacaklı borçluya başvurmadan kefile başvuramaz. Kefil her türlü kefalette daima ikinci borçludur.

3. Kefalet borcu bir para borcudur.

Kefalet sözleşmesinde kefilin alacaklıya karşı borçlanmış olduğu edimin konusu, para olup, borçlunun borçlanmış olduğu edimin ifası değildir.

4. Aksi anlaşılmadıkça TBK’nun kefalet sözleşmesini düzenleyen hükümleri TBK 582/3 uyarınca emredici nitelikte olup, bu haklardan önceden feragat edilmesi mümkün değildir.

III. KEFALETİN ŞARTLARI

1. Mevcut ve geçerli bir asıl borç olmalıdır.

Asıl borcun herhangi bir sebeple geçersiz olması halinde (örneğin; şekil noksanlığı, ehliyetsizlik gibi) bundan doğan borcun güvencesi olan feri nitelikteki kefalet sözleşmesi de geçersiz olur. Kefil olunduğu zaman geçersiz olan bir borç, sonradan asıl borçlu tarafından geçerli hale getirilse bile- örneğin şekle uyulmamasından ötürü geçersiz olan borcu, asıl borçlunun istenilen şekilde yapması- kefalet sorumluluğu doğmaz.

Ancak TBK m. 582/2’de bu durumun istisnaları mevcuttur. Buna göre; Borçlunun ehliyetsiz olması nedeni ile asıl borcun geçersiz olduğunu, esaslı yanılma nedeniyle bir yıl içinde iptal edilerek geçersiz hale getirilebileceğini, asıl borcun zamanaşımına uğradığını bilerek kefil olan kişi kefalet hükümlerine göre sorumlu olacaktır.

2. Kefil, kefalet ehliyetine sahip olmalıdır.

3. Türk Borçlar Kanunu madde 583 uyarınca kefalet sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması gerekmekte olup, sözleşme sıkı şekil şartlarına tabi tutulmuştur.

a. Öncelikle TBK madde 583/1 uyarınca kefalet sözleşmesinde kefil;

- Sorumlu olacağı azami miktarı kendi el yazısı ile belirtmek zorundadır: Kefaletteki azami miktar, asıl borç ile birlikte borçlunun yan yükümlülüklerini, akdi ve gecikme faizlerini, masrafları da kapsar. Ancak, kefilin temerrüde düşmesi halinde, kefilden istenecek temerrüt faizleri, kefil hakkında takibe geçilmesi ve dava edilmesi halindeki masraflar azami miktara dahil değildir.

- Kefalet tarihini kendi el yazısı ile belirmek zorundadır: TBK 589/3 uyarınca ‘Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur.

- Müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kendi el yazısı ile belirmek zorundadır.

Kefalet sözleşmesi tek tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğu için sözleşmede alacaklının imzasının bulunmasına gerek yoktur. Yalnız kefilin imzasının bulunması yeterlidir.

b. TBK 584 uyarınca kefil evli ise, diğer eşin yazılı rızasının alınması gerekmektedir. Bu rıza, sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmelidir.

TBK madde 584/3’te eşin rızasının aranmayacağı bazı haller özel olarak düzenlenmiştir. Bunlara ek olarak Yargıtay içtihadı birleştirme kurulu tarafından 2018 yılında kefalette eşin rızasına ilişkin hükümlerin avalde uygulanmasının gerekmediği yönünde karar verilmiştir.

c. Kefalet sözleşmesinde kefilin sorumluluğunu artıran her türlü değişiklik yukarıda açıklanan şekil şartlarına uygun olarak yapılmalıdır.

TBK m. 583/3 uyarınca ‘Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça hüküm doğurmaz.’ Yapılan değişiklik kefil için yararlı bir değişiklik ise, bu değişiklik şekle bağlı olmadan kararlaştırılabilir. Ancak kefilin durumunu ağırlaştıran her türlü değişiklik kefaletteki geçerlik şartına uygun olarak yapılmalıdır.

Yukarıda sayılan hususlar geçerlik koşulu olup, bunlara uyulmaması durumunda kefalet sözleşmesi geçersiz olacaktır. Müteselsil kefalet ibaresinin el yazısı ile yazılmamış olması halinde ise, kefalet geçersiz sayılmayacak ve adi kefalet olarak kabul edilecektir. Kefalet sözleşmesinin geçersiz olmasına rağmen kendini borçlu zannederek ödemede bulunan kişi, bu yaptığı ödemeyi alacaklıdan sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep edebilecektir.

IV. KEFALET TÜRLERİ

1. Adi Kefalet

TBK m. 585’te düzenlenen adi kefaletin özelliği asıl borçlunun aczi tespit edildikten sonra kefile başvurulabilmesidir. Kanun koyucunun iradesi alacaklının asıl borçluyu haciz yoluyla sonuna kadar takip ettikten ve kesin aciz belgesini aldıktan sonra kefile başvurmasıdır. Alacaklı, borçluya başvurmadan doğrudan doğruya kefile başvurursa, kefil, alacaklıdan önce borçluyu takip etmesini isteyebilir ve buna tartışma defi denir. Alacak rehinle de teminat altına alınmışsa, adi kefalette kefil, borcun öncelikle rehin konusundan alınmasını, rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapılmasını isteyebilir.

Kefilin tartışma definden ve rehnin paraya çevrilmesi definden feragati başlangıçta geçersiz, sonradan ise mümkündür. Sonradan feragat açık veya zımmi olabilir. Kefil, doğrudan doğruya kendisine başvuran alacaklıya ödemede bulunursa fiili olarak tartışma definden feragat söz konusudur. Tartışma defi mutlak olmayıp TBK m. 585’te bunun istisnaları mevcuttur. Maddeye göre; asıl borçlunun iflasına karar verilmesi (iflasın açılması), borçluya konkordato mehli verilmesi, borçlu aleyhine yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınması, borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkansız hale geldiği veya önemli ölçüde güçleştiği durumlarda alacaklı doğrudan doğruya kefile başvurabilir.

2. Müteselsil Kefalet

TBK m. 586’da düzenlenen müteselsil kefaletin özelliği alacaklının, borç muacceliyet kazanır kazanmaz kefalet için ayrı bir vade de mevcut değilse, doğrudan doğruya asıl borçluya başvurmaksızın kefil aleyhine takibe geçebilmesidir. Ayrıca müteselsil kefalette alacaklı, taşınır rehni ve alacak rehni hariç rehinleri paraya çevirmeden de doğrudan doğruya kefile başvurabilir. Ancak TBK’da kefaletin müteselsil kefalet olması durumunda kefili koruyucu düzenlemeler yer almaktadır. Bunlar;

- Öncelikle kefil, müteselsil olarak veya bu anlama gelen bir ifade ile yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile yazmalıdır. Aksi halde kefalet sözleşmesi geçerli olmakla beraber adi kefalet olarak kabul edilecektir.

6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesinin 6. Fıkrası ile bu konuda özel bir düzenleme getirilmiştir. Bu madde uyarınca ‘Tüketici işlemlerinde, tüketicinin edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar, her ne isim altında olursa olsun adi kefalet sayılır. Tüketicinin alacaklarına ilişkin karşı tarafça verilen şahsi teminatlar diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadıkça müteselsil kefalet sayılır ‘ Tüketici işlemi de aynı kanunun 3/I- (l) bendinde ‘ Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi’ olarak tanımlanmıştır. Bu durumda kanunda yer alan bu hüküm uyarınca bir işlemin aynı zamanda hem ticari iş hem de tüketici işlemi olması durumu söz konusu olabilir. Ancak TKHK’da yer alan bu istisna nedeniyle aynı zamanda hem tüketici işlemi hem de ticari iş söz konusuysa, ticari işler için geçerli olan teselsül karinesi uygulanmayacaktır. Taraflardan birinin tüketici olduğu sözleşmelere kefalet halinde TKHK hükümleri gereğince her durumda adi kefalet hükümleri uygulanacaktır.

6102 sayılı TTK m. 7 uyarınca da ‘İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez. (7/1) Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur. (7/2)’ Bu maddede ticari işlere kefalette teselsül karinesi düzenlenmiştir. Ticari işten kaynaklanan bir borca kefil olunduğunda, taraflar bu kefaletin türünü belirtmemişse, kefilin müteselsilen yükümlülük altına girdiği kabul edilmektedir. Bu durumda TTK m. 7/2’de belirtilen bu sonucun doğması için TBK 583/1’de öngörülen şekil şartının (müteselsil kefalet ibaresinin el yazısı ile yazılması) da gerçekleşmiş olmasının gerekip gerekmediği tartışmalıdır.

Bir görüşe göre TBK m. 583/I’deki şekil şartı ticari işlere kefalette de aranması gerekmekte olup, şartlar oluşmamışsa adi kefalet hükümleri uygulanmalıdır. Bu görüşü savunan bazı yazarlar TTK m. 7/I’de ‘kanunda ve sözleşmede aksi öngörülmedikçe’ denildiğinden, ticari işlerde de TBK m. 583/I’deki emredici hükmün göz önünde tutulması ve ticari işlerde de el yazısı ile müteselsil kefil olunduğunun belirtilmemesi halinde kefaletin adi kefalet olduğunun kabulü gerekmektedir. Aynı görüşteki diğer yazarlara göre ise TTK m. 7/1’deki hüküm karine niteliğinde düzenlendiğinden emredici şekilde düzenlenen bir şekil hükmünün bertaraf edilmesine yol açamayacaktır.

Bir diğer görüşe göre ise bu hüküm ticari işler bakımından getirilmiş özel bir hüküm olup, kefaletin türü belirtilmeden kefil olunduğunda, kefil el yazısı ile müteselsil kefil olduğunu belirtmese dahi bu kefalet müteselsil kefalet olarak kabul edilecektir. Aksinin kabulü halinde TTK m. 7/2 hükmünün uygulama alanı olmayacak, hükmün bir anlamı kalmayacaktır.

Konunun çözümü için kanunların çatışması halinde uygulanacak prensiplere başvurulması gerekmektedir. Bu anlamda bir çatışmadan söz edebilmek için aynı hukuki duruma ilişkin ve zıt içerikli birden fazla hükmün mevcut olması gerekmektedir. Bu konuda kullanabileceğimiz iki ilkemiz mevcuttur. Bunlardan birinci öncelik-sonralık ilişkisini ele alan lex posterior (sonraki kanun önceki kanunu ortadan kaldırır), diğeri ise genellik-özellik ilişkisini temel alan lex specialistir (özel kanun genel kanunun uygulanmasını engeller). Bu ilkeler ışığında TBK 583/I ve TTK m. 7/2 değerlendirildiğinde her iki hükmün de müteselsil kefalete ilişkin düzenlemeler yaptığı görülmektedir. Genel kanun niteliğindeki TBK ve özel kanun niteliğindeki TTK aynı zamanda 1.7.2012’de yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle kanunlar arasında öncelik sonralık ilişkisi bulunmadığından lex posterior ilkesine başvurulamayacaktır. Diğer ilke olan lex specialis ilkesinden yararlanılması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında Ticaret Kanunu’nun Borçlar Kanunu’na göre özel kanun olduğu göz önünde tutularak, TTK m. 7/2 hükmünün uygulanması ve TBK 583/I’de belirtilen özel şartın ‘müteselsil kefalet ibaresinin el yazısı ile yazılması’ ticari işlerde aranmaması gerekmektedir. Kanımızca da özel kanun olan TTK’daki düzenleme gereği TBK’daki şekil şartının ticari işlerde aranmaması gerekmektedir. Yargıtay’ın da bu konudaki kararları TBK m. 583’te belirtilen ‘müteselsil kefalet ibaresinin el yazısı ile yazılması’ şartı bulunmasa bile ticari iş için verilen kefaletlerin müteselsil kefalet olduğu yönündedir.

- Alacaklının kefile başvurabilmesi için; alacağın muaccel olmasından veya alacaklının ihbarı ile muaccel kılınmasından sonra, alacaklının öncelikle asıl borçluya borcunu ödemesi için ihtarda bulunması ve bu ihtarın sonuçsuz kalması gerekmektedir. Borçluya yapılan bu ihtarın sonuçsuz kalması halinde alacaklının kefile başvuru hakkı doğmaktadır. Alacaklının ayrıca müteselsil kefile de ihtarda bulunması şartı yoktur.

Ancak asıl borçlunun aciz halinde veya iflas etmiş olması, kesin aciz belgesi alınması, konkordato mehli verilmesi, borçlunun açıkça ödeme güçlüğü içinde olması, asıl borçlu yerleşim yerini yurtdışına taşımışsa ve Türkiye’de takip edilemiyorsa asıl borçluya ihtara gerek olmaksızın doğrudan müteselsil kefile başvurmak mümkündür.

-Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvence altına alınmışsa, alacaklı öncelikle bu rehinlerin paraya çevrilmesini istemelidir.

Taşıtlar üzerinde, teslime bağlı olmadan da (zilyetlik devredilmeden) karayolları trafik siciline tescil ile taşınır rehni kurulabilmektedir. Bu husus Medeni Kanun’un ‘A. Teslime Bağlı Rehin’ başlığı altında teslimsiz taşınır rehni ile ilgili 940/2 maddesinde yer aldığından, bu tür taşıt rehinleri de teslime bağlı taşınır rehni sayılabilmektedir. Ancak Yargıtay kararlarında taşıtların rehni sicilli taşınır rehni olarak kabul edilmiş ve bu nedenle bu madde kapsamında rehnin paraya çevrilmesi definin ileri sürülemeyeceği kabul edilmiştir.

3. Birlikte Kefalet (Gerçek Birlikte Kefalet)

Gerçek birlikte kefalet, iki ya da daha fazla kişinin, her birinin, diğerinin kefaleti hakkında bilgi sahibi olması şartıyla ve bunu hesaba katarak, aynı borca kefil olmalarıdır. Burada kefillerin aralarında anlaşarak kefalet tesis etmeleri veya aynı zamanda kefalet yükümlülüğü altına girmeleri şart değildir. Önemli olan birbirlerinden haberdar olmalarıdır. Bu kefalet türü adi birlikte kefalet ve müteselsil birlikte kefalet olarak ikiye ayrılmaktadır.

A. Adi Birlikte Kefalet

Adi birlikte kefalet TBK m. 587/1’de düzenlenmiştir. Birlikte kefalette, kefaletin türü gösterilmemişse kural olarak adi birlikte kefalet vardır. TBK 587/1 uyarınca ‘Birden çok kişi aynı borca birlikte kefil oldukları takdirde, her biri kendi payı için adi kefil gibi, diğerinin payı için de kefile kefil gibi sorumlu olur.’ Adi birlikte kefil öncelikle tartışma defini ileri sürerek alacaklıdan öncelikle asıl borçluyu takip etmesini isteyebilir ve borcu ödemekten kaçınabilir.

Asıl borçlunun aczi halinde ise sadece kendi payına düşen kısmı ödemekle yükümlüdür. Kefalet sözleşmesinde her bir kefilin sorumlu olacağı pay, açıkça kararlaştırılabilir. Dolayısıyla her bir adi birlikte kefilin alacaklıya karşı “adi kefil gibi” sorumlu olacağı meblağ, bu oran üzerinden hesaplanacaktır. Fakat adi birlikte kefiller, kefalet sözleşmesinde böyle bir oran kararlaştırmamışlar ise her bir adi birlikte kefilin “eşit paylar” ile sorumlu olacağı kabul edilmektedir.

Payına düşen miktardan fazlası için adi kefilin sorumluluğu, bir kefile kefil sorumluluğudur. Bu nedenle alacaklı öncelikle diğer kefil ve kefillere başvurmalıdır. İlk önce adi kefil olarak kendi hissesini ödeyen birlikte kefil, diğer kefil veya kefillerin aczi halinde borcun kalan kısmını da ödeyecektir. Hissesinden fazlasını ödeyen kefil, bu borcu kefile kefil olarak ödediğinden, ödediği fazla kısım için de alacaklının haklarına halef olacak ve hangi kefilin borcunu ödemişse ona rücu edebilecektir. Ancak adi birlikte kefalette, alacaklı bir birlikte kefili takip edip onun aczini tespit etmeden diğer birlikte kefilleri takip edemeyeceğinden, aciz halindeki diğer kefile rücunun da bir anlamı olmayacaktır. Bu durumda hissesinin üzerinde ödemede bulunan kefil, bu ödemesini, diğer birlikte kefillerden payları oranında talep edebilir.

B. Müteselsil Birlikte Kefalet

Müteselsil birlikte kefalet TBK m. 587/2’de düzenlenmiştir. Kefillerin, alacaklıya karşı kendi aralarında veya borçlu ile beraber müteselsil olarak sorumlu olmayı üstlendikleri bir kefalet türüdür. Müteselsil kefalete ilişkin şekil şartlarına uyulmalıdır aksi halde adi birlikte kefalet söz konusu olacaktır. Burada iki ihtimal mevcuttur. Bunlar;

- İlk olarak birlikte kefiller, asıl borçlu ile birlikte olmaksızın borca kendi aralarında müteselsilen kefil olabilirler. Burada alacaklı ilk önce asıl borçluyu takip etmek zorundadır. Birlikte kefiller sadece taksim def’inden feragat etmiş olurlar.

- İkinci olarak birlikte kefiller asıl borçlu ile beraber müteselsilen borç altına da girebilirler. Burada hem tartışma def’inden hem de taksim def’inden feragat söz konusu olmaktadır.

Müteselsil birlikte kefalette birlikte kefil, kendisi ile beraber daha önce veya aynı zamanda müteselsilen yükümlü bulunan ve Türkiye’de de takip edilebilen bütün kefillere karşı takibe girişilmiş olmadıkça kendi payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Borcu ödeyen kefil, diğer kefillere karşı rücu hakkına sahiptir.

C. Gerçek Birlikte Kefalette, Birlikte Kefillerin TBK m. 587/3’ü İleri Sürerek Yükümlülükten Kurtulmaları

TBK m. 587/3 uyarınca; ‘Alacaklı, kefilin aynı alacak için başka kişilerin de kefil olduğunu veya olacağını varsayarak kefalet ettiğini biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, bu varsayımın sonradan gerçekleşmemesi veya kefillerden birinin alacaklı tarafından kefalet borcundan kurtarılması ya da kefaletin hükümsüz olduğuna karar verilmesi durumunda kefil, kefalet borcundan kurtulur.

Kefilin taahhüdünden kurtulması için diğer bir kefilin de taahhüt altına gireceğini hesaplaması ve bu hususun alacaklı tarafından bilinebilmesi gerekir. Diğer birlikte kefillerin kefilliğinin neden geçersiz olduğu önemsizdir. Bu geçersizlik fiil ehliyetinin bulunmamasına, şekil şartında eksiklik bulunmasına vs. dayanabilir. Alacaklıya ödemede bulunan birlikte kefil, TBK 587/3 uyarınca borcundan kurtulursa, yaptığı ödemeyi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilecektir.

D. Bağımsız Kefalet (Gerçek Olmayan Birlikte Kefalet)

TBK m. 587/4’te düzenlenen bağımsız kefalette, birden çok kişi birbirlerinden bağımsız, habersiz olarak aynı borç için kefil olmuşlardır. Bu durumda kefillerden her biri alacaklıya karşı kefalet borcunun tamamından sorumludur. Borcu ödeyen kefil aksine anlaşma olmadıkça, diğerlerine toplam kefalet miktarındaki payları oranında rücu hakkına sahiptir. Bağımsız kefalet, adi bağımsız kefalet veya müteselsil bağımsız olabilir.

V. KEFALET SORUMLULUĞUNUN KAPSAMI

1. Kefilin sorumluluğu azami miktar ile sınırlıdır.

TBK m. 583 uyarınca kefalet sözleşmesinde kefilin sorumlu olacağı azami miktar kefilin el yazısı ile yazılmalıdır. Ancak bu kefalet sözleşmesinde yazılı miktar, TBK m. 589/1’de de belirtildiği üzere, kefilin mutlaka ödeyeceği miktarı değil; her durumda asıl borçtan dolayı takip edilebileceği azami miktarı ifade eder. Bu hüküm emredicidir ve kefilin sorumluluğu hiçbir zaman azami miktarı aşamaz. Bu azami miktara; asıl borç, temerrüt faizi, takip ve dava masrafları da dahildir. Ancak, kefilin temerrüde düşmesi halinde, kefilden istenecek temerrüt faizleri, kefil hakkında takibe geçilmesi ve dava edilmesi halindeki masraflar azami miktara dahil değildir.

2. Kefil, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur.

TBK 589/3 uyarınca ‘Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur.’

3. Kefalet borcu en erken asıl borcun muacceliyeti anında muaccel olur.

Asıl borcun borçluya karşı muaccel olmadan kefile karşı muaccel olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir. Kefalet borcu, en erken asıl borcun muacceliyeti anında muaccel olur. Ancak kefaletin, asıl borçtan çok sonra muaccel olacağı da kararlaştırılabilir. TBK m. 590/1 uyarınca; ‘Borçlunun iflası sebebi ile asıl borç daha önce muaccel olsa bile, belirlenen vadeden önce kefile karşı takibat yapılamaz.’

4. Kefil, kendi temerrüdü sonucunda ortaya çıkan temerrüt faizi ve mahkeme masraflarından ayrıca ve sınırsız olarak sorumludur.

Kefalet sözleşmesinde kefilin sorumlu olduğu azami miktarın kefilin el yazısı ile yazılması gerekmekte olup, kefilin sorumluluğu bu azami miktar ile sınırlıdır. Ancak kefilin temerrüdü söz konusu ise, ortaya çıkan temerrüt faizi ve mahkeme masraflarından kefil ayrıca sorumlu olacaktır.

VI. KEFİLİN DEF’İ HAKLARI

Kefilin asıl borçluya ait defi hakları ve kendine ait defi hakları olmak üzere iki tür defi hakkı bulunmaktadır.

- Kefilin asıl borçluya ait defi hakları TBK m. 591’de düzenlenmiştir. TBK m. 591/1 uyarınca; ‘Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün def’ileri alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğu gibi bunları ileri sürmek zorundadır.

Asıl borçlu kendisine ait olan bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, yine de bu def’ii alacaklıya karşı ileri sürebilir.’ (TBK m. 591/2)

Bu defiler, asıl borcun geçerli olarak doğmadığına ya da asıl borcun kısmen-tamamen ortadan kalktığına ilişkin olabilir. Örneğin; asıl borcun geçerli olmaması, asıl borcun herhangi bir sebeple sona ermesi, asıl borcun muaccel olmaması, asıl borcun zamanaşımına uğraması asıl borçluya ait kefilin kullanabileceği defi haklarındandır.

Maddede belirtilen kefilin asıl borçluya ait defileri ileri sürme zorunluluğu sadece lafzi olarak anlaşılmamalıdır. Kefilin, en az alacaklıya karşı asıl borçlunun def’ini ileri sürerek kaçınabilecek olduğu şey için başvurma yoluyla asıl borçluyu dava etmesi önlenmiştir. Bu nedenle asıl borçluya ait def’ileri bilerek bunları alacaklıya karşı ileri sürmeyen kefil, bu def’i ile borçtan kurtulabileceği ölçüde, asıl borçluya rücu hakkını kaybeder.

Ancak TBK m. 591/1 son cümle uyarınca ‘Yanılma veya sözleşme yapma ehliyetsizliği ya da zamanaşımına uğramış bir borç sebebiyle borçlunun yükümlü olmadığı bir borca bilerek kefalet hâli bu hükmün dışındadır.’ Bu hükme göre, bu hallerin varlığını bilerek kefil olan kişi, sonrasında bu defileri ileri süremeyecektir.

TBK m. 591/3 uyarınca ‘Kefil, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin ödemede bulunursa, rücu hakkına sahip olur. Buna karşılık asıl borçlu, kefilin bu def’ileri bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse kefil, bunlar ileri sürülmüş olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder.’ Kefil, asıl borçluya ait kesin defileri ileri sürmekle yükümlü olup, bunları ileri sürmediği taktirde asıl borçluya rücu hakkını da bu ölçüde kaybedecektir. Ancak kefil bu defileri bilmemesi nedeniyle alacaklıya ödemede bulunursa asıl borçluya karşı rücu hakkı mevcut olacaktır.

Kefil, asıl borçlunun def’ilerini gözetmeksizin ödeme yapar ve 3. Fıkra uyarınca rücu hakkını kaybederse, sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre alacaklıya karşı bir geri alma davası açabilir. Aynı nedenlerle asıl borçluya da başvurabilir.

-Kefilin kendine ait defi hakları, kefalet sözleşmesinden doğan defilerdir. Kefaletin geçerli olarak var olmaması, kefaletin muaccel olmaması, kefaletin zamanaşımına uğraması bu hallere örnek olarak verilebilir.

VII. ZAMAN AŞIMI HALLERİ

1. Kefaletin Zaman aşımına Uğraması

Kefaletin zamanaşımına uğraması halinde alacaklı kefili ödemeye zorlayamaz. Kefalet borcu da diğer sözleşmeden doğan borçlar gibi kefaletten doğan alacağın muaccel olmasından itibaren 10 yılda zamanaşımına uğrar. (TBK m. 146- TBK m. 149) Öncelikle asıl borç muaccel olmadan kefile başvurulamayacağından zaman aşımının başlangıcı asıl borcun muacceliyetine tabidir. Burada zaman aşımı kefaletin muaccel olduğu yani alacaklının kefile başvurabileceği tarihten itibaren işleyecektir.

2. Asıl Borcun Zaman aşımına Uğraması

Asıl borcun zaman aşımına uğraması durumunda, kefilin asıl borçluya ait bu zamanaşımı defini ileri sürme hakkı ve yükümlülüğü vardır.

3. Kefilin Asıl Borçluya Rücu Hakkının Zaman aşımına Uğraması

TBK m. 596/5 uyarınca ‘Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı, kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar.’ Buna göre kefil alacaklıya ödemede bulunduğu an, asıl borçluya karşı kendi alacağı doğacak ve bu alacak için 10 yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlayacaktır.

VIII. KEFALETİN SONA ERMESİ

1. Asıl Borcun Herhangi Bir Sebeple Sona Ermesi Nedeniyle Kefaletin Sona Ermesi

Asıl borcun herhangi bir nedenle sona ermesi durumunda feri bir borç olan kefalet de sona erecektir. Bu hallere örnekler;

-Asıl borcun borçlu tarafından yerine getirilmesi

-Asıl borcu doğuran sözleşmenin alacaklı tarafından feshi: Asıl borçlunun kusuru neticesinde de olsa, sözleşme alacaklı tarafından feshedilirse kefil borcundan kurtulacaktır. Fesih ile borç sona ermekte ve onun yerini tazminat yükümlülüğü almaktadır. TBK m. 589/4’te de açıkça belirtildiği üzere kefil, asıl borç ilişkisinin hükümsüz hale gelmesinin sebep olduğu zarar ve ceza koşulundan sorumlu değildir.

-Alacaklının asıl borçluyu ibra etmek suretiyle borç ilişkisini sona erdirmesi

2. Asıl Borç Devam Ederken Kefaletin Sona Ermesi

Asıl borç devam ederken kefaleti sona erdiren hallere örnekler;

-Alacaklının kefili borçtan kurtarması

-Kefaletten Dönme: TBK m. 599 uyarınca ‘Gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun borcun doğumundan önceki mali durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra önemli ölçüde bozulmuşsa veya mali durumunun, kefalet sırasında kefilin iyiniyetle varsaydığından çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefil alacaklıya yazılı bir bildirimde bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden dönebilir. Kefil, alacaklının kefalete güvenmesi sebebiyle uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.’

-Gerçek kişilerde kefaletin 10 yıl bitiminde sona ermesi: TBK m. 598 uyarınca ‘Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar. (598/3) Kefalet, on yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir. (598/4) Kefalet süresi, en erken kefaletin sona ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için uzatılabilir. (598/5)’

Bu hüküm gerçek kişiler tarafından verilen süresiz veya 10 yıldan fazla süreli her türlü kefalet için geçerlidir. Tüzel kişilerin verdiği kefaletler bakımından bu hükmün uygulanması söz konusu olmayıp, bu kefaletler 10 yıldan uzun süreli olsa da varlığını sürdürecektir.

10 yıl dolmadan kefil hakkında takibe geçilmesi ya da dava edilmesi ancak takip ya da dava kesinleşmeden 10 yıllık sürenin dolması durumunda kefalet devam edecektir. Ancak alacaklının bu hukuki takibe ara vermeden devam etmesi gerekmektedir.

-Belli süreli kefalet: TBK m. 600 uyarınca ‘Süreli kefalette kefil, sürenin sonunda borcundan kurtulur.’ Burada asıl borcun değil (asıl borç süreli veya süresiz olabilir) kefaletin süreli verilmiş olması gerekir. Belli süreli kefalette kefil, süre geçince alacaklıya hiçbir ihtarda bulunmaksızın borcundan kurtulmaktadır.

Kefalet süresi sonuna kadar asıl borcun muaccel olmaması durumunda kefaletten doğan borç mutlak olarak sona erecektir. Kefalet süresi dolmadan asıl borcun muaccel olması koşuluyla; kefilin takip edilmesi ya da kefil hakkında dava açılması halinde takip ve dava devam ederken süreli kefaletin sona erdiğini ileri sürmek mümkün değildir.

-Süreli olmayan kefalette TBK m. 601 uyarınca kefilin borçtan kurtulması: TBK m. 601 uyarınca ‘Süreli olmayan kefalette kefil, asıl borç muaccel olunca, adi kefalette her zaman ve müteselsil kefalette ise, kanunun öngördüğü hâllerde, alacaklıdan, bir ay içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını kullanmasını, varsa rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takibe geçmesini ve ara vermeden takibe devam etmesini isteyebilir. (601/1) Borç, alacaklının borçluya yapacağı bildirim sonucunda muaccel olacaksa kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu tarihten bir yıl sonra alacaklıdan, bu bildirimi yapmasını ve borç bu suretle muaccel olunca, yukarıdaki fıkra hükümleri uyarınca takip ve dava haklarını kullanmasını isteyebilir. (601/2) Alacaklı, kefilin bu istemlerini yerine getirmezse, kefil borcundan kurtulur. (601/3)’

Kefil ancak borcun muaccel olmasından sonra adi kefalette her zaman, müteselsil kefalette kanunun öngördüğü hallerde bu yola başvurabilir. Ancak asıl borç bir vadeye tabi ise, kefil bu vadenin sonuna kadar beklemek zorundadır.

Müteselsil kefalet mevcutsa, borç muaccel olduktan sonra esasında kefilin her an borcu ödeme imkanı mevcuttur. Kendisinin takip edilmesi için süre vermesi ve aksi halde borçtan kurtulacağının düşünülmesi de mantıksızdır. Maddede de belirtildiği üzere müteselsil kefil ancak kanunun öngördüğü hallerde bu yola başvurabilir. Bu durumda müteselsil kefil ancak BK m. 586/2 uyarınca teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni alınmış olması durumunda bu yola başvurabilecektir.

-Borcun nakli: Kefil, çoğunlukla tanıdığı bir kimse için borç altına girdiğinden borçlunun şahsı kefil için çok önemlidir. Bu nedenle TBK m. 198/2 uyarınca borcun nakli sonucu borçlunun değişmesi halinde kefil, asıl borçlunun değişmesine rıza gösterirse kefalet sözleşmesi geçerliliğini sürdürecek aksi halde sona erecektir. Verilecek bu rızanın kefaletteki şekil şartlarına da uygun bir rıza olması gerekmektedir.

-Çalışanlara kefalette kefaletin feshi: TBK m. 602 uyarınca ‘Çalışanlara süreli olmayan kefalette kefil, her üç yılda bir, ertesi yılın sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini bildirebilir.’

KAYNAKÇA

Eren, Fikret, Borçlar Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2016. Gözler, Kemal, Hukuka Giriş, Bursa 2014.

Midyat, Nuri Aziz, Türk Ticaret Kanunu’nda Düzenlenen Teselsül Karinesinin Müteselsil Kefaletin Şekil Koşuluna Etkisi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, C. LXXV, S. 2, s. 681-706, 2017, s.690.

Reisoğlu, Seza, Türk Kefalet Hukuku, Ankara 2013.