My Portfolio
Makale
Okumak İçin Aşağı Kaydırın

BANKALARIN GÜVEN KURUMU OLMASI VE BU DURUMUN BANKALARIN SORUMLULUĞUNA YANSIMASI

Bankalar birer güven kuruluşu olarak bankacılık işlemlerinde güvenilen taraftır. Banka ile müşteri arasındaki güvene dayanan bu ilişki nedeniyle müşteri, elinde bulunan parayı emin bir şekilde saklayacağına ve istediğinde geri ödeyeceğine güvendiği bir bankaya yatırır. Nitekim, bu güveni tesis etmek üzere, bankalar kuruluşundan başlayarak her aşamada devlet denetimi ve gözetimi altında faaliyette bulunurlar.

Mevduat toplamak veya şube açabilmek için özel izin aranması, toplanan mevduatın kredi olarak kullandırılmasında sınırlayıcı kuralların bulunması, hisse devirlerinin izne tabi olması, banka faaliyetlerinin BDDK tarafından denetlenmesi gibi düzenlemeler de bankaların birer güven kurumu haline gelmesini amaçlar. Bu bakımdan bankanın MK 2. madde uyarınca bu güveni boşa çıkarmaması ve TTK’nın 20. maddesi çerçevesinde basiretli davranarak hesabın açılmasından kapatılmasına kadar mevduat işlemlerinin her aşamasında tedbirli olması gerekir.

Banka mevzuatının amacı; bir yandan mevduat sahiplerini korumak diğer yandan da bankalara bir kurum olarak duyulan güvenin korunması ve devamını sağlamaktır.

Bankalara duyulan özel güvenin başlıca beş sebebi bulunmaktadır. Bunlar;

• Bankalar hukukî ilişkilerinden doğan borçları bir mesleğin icrası amacıyla üstlenmektedirler. Bu sebeple, tecrübe ve bilgi güveni beraberinde getirmektedir.

• Bankalar ruhsata dayalı olarak faaliyet göstermektedirler. Bu durum, bankaların sözleşmeleri güvenilir ve uygun bir şekilde ifa etmek için yeterli tecrübeye ve birikime sahip uzmanlar olarak algılanmasına sebep olmaktadır.

• Bankaların devletin denetim ve kontrolü altında çalışması sebebiyle, devletin bankaların dürüstlük kurallarına aykırı işlem yapmalarına izin vermeyeceğidir.

• Bankaların standart sözleşmelerle müşterilerin karşısına çıkmaları sebebiyle, müşteriler üzerinde uyandırdıkları “başkaları güvendiğine göre ben de güvenebilirim” psikolojik durumdur.

• Bankalar bir anlamda kamu hizmeti ifa etmeleri nedeniyle kamusal güvene sahip kuruluşlar olarak tanımlanmaktadır.

Yargıtay da birçok kararında bankaları güven kuruluşu olarak nitelendirmiş, bankaların toplumun önemli bir kesimini oluşturan mevduat sahiplerinin güven duygulan ve hayat yaşamlarıyla; dahası toplumun düzeni ve hukuk güvenliği ile yakından ilgili olduklarını belirtmiştir.

Bankanın güven kurumu olması hukukî işlemlerde bu derece güvenilen taraf olan bankanın borçlarında ve sorumluluğunun ölçüsünde bazı değişiklikler meydana getirir. Bankalar yükümlülüklerini yetirirken objektif özen ile davranmak zorundadır. Bu sebeple bankalar, objektif özen borcunun bir gereği olarak hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Hatta kanun koyucu, güven kurumu olan bankaların bazı sorumluluklarını, kusursuz sorumluluk olarak belirtmiştir.

YHGK, E. 94/178, K.94/398, T. 15.06.1994 sayılı kararı ile de bu durum şu şekilde belirtilmiştir;

TTK.nun 724.madesinde öngörülen sorumluluk, muhatap açısından kusursuz ve yasadan doğan bir sorumluluktur. Keşideci tamamen kusurlu fakat muhatap kusursuz ise muhatap sorumlu tutulamaz. Yani, tarafların hiçbirinin kusurlu olmadığı hallerde banka sahte veya tahrif edilmiş çeki ödemenin sorumluluğundan kurtulamaz. Sorumluluğun doğması için objektif özen yükümlülüğünün ihlali ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir. Keşidecinin müterafik kusuru, TTK.nun 1.maddesinin atfı ve BK.nun 98.maddesinin yollamasıyla, BK.nun 44.maddesi uyarınca dikkate alınmalıdır. Karşılıklı kusur halinde, tarafların zarara kendi kusurları oranında katlanmaları gerekecektir. Bankanın adam çalıştıran sıfatıyla sorumluluktan kurtulabilmesi için gerekli özeni göstermiş olması halinde de zararın gerçekleşeceğini kanıtlaması gerekir. Birer güven kurumları olan bankalar, aldıkları mevduatları sahtecilere karşı özenle korumak zorundadırlar. Bu nedenle de hafif kusurlarından dahi sorumludurlar. Sahteciliğin inandırıcı olup olmadığı, iğfal kabiliyetinin bulunup bulunmadığı yasal unsurlar arasında sayılmamıştır.

Nitekim Yargıtay da birçok farklı kararında da bankaların sorumluluğunun özel güven nedeniyle ağırlaştırılması gerektiğini kabul etmektedir.

Banka kayıtlarına aktarmadan mevduat toplanması (Y. 11.HD, T. 13.02.1995 E. 1994/7563, K. 1995/1127) Davalı banka bir güven kurumu olması itibariyle ise de, bu sorumluluk üçüncü kişilere karşı yetkilisinin haiz olduğu yasal yetki kuralları içerisinde kalması gerekir. Bu durum karşısında banka yetkilinin görevini kötüye kullanarak banka kayıtlarına aktarmadan banka adına kabul ettiği mevduat hesabından davalı bankanın uyguladığı cari faiz oranları üzerinden bankanın sorumluluğunun kabulü gerekirken bu oranları aşan hesap cüzdanındaki yasal dayanağı bulunmayan faiz oranlarına itibar edilmesi doğru görülmemiştir. Davacının banka ile temel ilişkisi kabul edildiğine göre virman yapılan işlemin yasal olmadığına dair davalı talebi de yerinde görülmemiştir.

Ancak TBK m. 582/2’de bu durumun istisnaları mevcuttur. Buna göre; Borçlunun ehliyetsiz olması nedeni ile asıl borcun geçersiz olduğunu, esaslı yanılma nedeniyle bir yıl içinde iptal edilerek geçersiz hale getirilebileceğini, asıl borcun zamanaşımına uğradığını bilerek kefil olan kişi kefalet hükümlerine göre sorumlu olacaktır.

Sonuç olarak bankaların sıkı bir şekilde devlet denetiminde katı kurallara bağlı olarak hizmet göstermeleri, toplum nezdinde güvenilir olduklarına dair bir algı oluşturmuş ve bankaları birer güven kuruluşu haline getirmiştir. Bu durum ise Yargıtay kararları ile de belirtildiği üzere sorumluluklarının ağırlaştırılmasına neden olmuştur.

KAYNAKÇA

Kaplan, İbrahim, Banka Sözleşmeleri Hukuku, Ankara 2020,

Rüzgar, Yurdagül, Mevzuat, Yargıtay Kararları ve Doktrin Işığında Mevduatta Zamanaşımının Değerlendirilmesi, Mevduatın İade Edilmemesinin Hukuki Sonuçları, Bankacılar Dergisi, Sayı 63, 2007,

Yılmaz, Süleyman, Hukukî Açıdan Internet Bankacılığı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk (Medeni Hukuk) Anabilim Dalı Doktora Tezi.