My Portfolio
Makale
Okumak İçin Aşağı Kaydırın

BAĞLI KREDİ

Serbest tüketici kredileri, kredi veren kuruluş tarafından tüketiciye, doğrudan doğruya verilen, tüketicinin istediği satıcı ve sağlayıcıdan istediği malı veya hizmeti alabileceği kredilerdir. Serbest kredilerin karşıtı olarak kabul edilebilecek bir kredi türü olan mal ve hizmet sağlamaya yönelik tüketici işlemlerinin finansmanının işlemin konusunu teşkil eden malın satıcısı veya sağlayıcısı ile bağlantısı-iş birliği bulunan bir üçüncü kişi olan kredi kuruluşu tarafından sağlanmasına uygulamada sıklıkla rastlanmaktadır. Bu işlemde tüketici, malı satan veya hizmeti sağlayan ve kredi veren kuruluştan oluşan üçlü bir hukuki ilişki mevcuttur. Kredi veren ile satıcı-sağlayıcı arasında mal ve hizmetin tedarikine ilişkin bir anlaşma mevcut olup, bu anlaşmaya istinaden satıcı-sağlayıcıdan mal edinecek olan tüketicinin, özel olarak bu mal veya hizmetin finansmanı için kullandığı kredilere bağlı kredi denir.[1]

Bir kredinin bağlı kredi olarak kabul edilmesi kredi veren kuruluşun sorumluluğunu değiştirmekte, artırmakta olup, bu yönüyle tüketiciyi korumayı amaçlamaktadır. Tüketici ile satıcı arasındaki satış sözleşmesi ve tüketici ile kredi veren arasındaki kredi sözleşmesi birer bağımsız sözleşmedir. Bir tüketici kredisi bağlı kredi kabul edilmezse, sözleşmelerin bağımsızlığının bir sonucu olarak tüketici, satıcı/sağlayıcıya karşı ileri sürebileceği hakları kredi verene karşı ileri süremeyecektir. Sonuç olarak satıcı/sağlayıcının edimini yerine getirmemesi, eksik/ayıplı ifası gibi durumlarda kredi kurumuna olan borcunu da ödemekle mükellef olan tüketici savunmasız kalacaktır.[2]

Yukarıda bahsettiğimiz sakıncaları önlemek amacıyla bağlı kredi adı verilen bu üçlü hukuki ilişki 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) madde (m.) 30’da düzenlenmiştir. Böylelikle ortaya çıkan rizikonun tüketici üzerinde bırakılması önlenmiştir. Bu çalışmamızda bağlı kredinin ne olduğu, hangi durumlarda kredinin bağlı kredi kabul edileceği, bu ilişkide tüketicilere ne şekilde ve ne düzeyde koruma sağlanacağı, tüketiciye sağlanan bu korumanın şartları incelenecektir.

1. BAĞLI KREDİ

Bağlı krediler TKHK m. 30’da düzenlenmiştir. Buna göre; ‘Bağlı kredi sözleşmesi; tüketici kredisinin münhasıran belirli bir malın veya hizmetin tedarikine ilişkin bir sözleşmenin finansmanı için verildiği ve bu iki sözleşmenin objektif açıdan ekonomik birlik oluşturduğu sözleşmedir.’

Kredi veren kuruluşlar tarafından sağlanan kredinin, bir üçüncü kişiden mal veya hizmet almak için kurulan bir sözleşmenin finansmanı için tahsis edilmesi ve bu iki sözleşme arasında objektif birlik de bulunması durumunda bağlı kredi mevcuttur.[3] Burada banka, tüketici ve satıcı-sağlayıcıdan oluşan üç taraflı bir hukuki ilişki mevcuttur. Bağlı krediler genellikle üç ayrı sözleşme sonucunda gerçekleşmekte olup; ilk olarak satıcı ile banka arasında müşterilere kredi kullandırılmasını içeren bir çerçeve sözleşme yapılmaktadır. İkinci olarak tüketici ile satıcı arasında mal veya hizmet sağlanmasına ilişkin bir satış sözleşmesi yapılmakta bunun ardından son olarak da banka ve tüketici arasında bir tüketici kredisi sözleşmesi yapılmaktadır.[4] Nitekim bu üçlü ilişkiye Yargıtay kararlarında[5] da değinilmiştir. Burada genellikle kredi veren kuruluş, ödemeyi tüketiciye değil doğrudan doğruya satıcı veya sağlayıcıya yapmakta, kredi alan ise taksitleri kredi kuruluşuna ödemektedir. Bağlı kredi sisteminde tüketicinin belirli bir satıcı veya sağlayıcı ile sözleşme yapması sağlanmakta olup, amaç belirli bir işletmenin kredilendirilmesidir.[6] Burada kredi veren ile satıcı/sağlayıcı arasında bir iş birliği mevcuttur. Ancak bu iş birliğinin süreklilik arz etmesi gerekmemektedir. İş birliği, mal ve hizmet tedarikine yönelik bir ya da birden fazla sözleşmenin finansmanını kapsayabilir. Önemli olan sözleşmeler arasında ekonomik birliğin bulunmasıdır.[7]

Örneğin; Bir otomobil almak isteyen tüketici, otomobil satıcısı tarafından doğrudan iş birliği halinde olduğu bankaya sevk edilmekte ve tüketici ile banka arasında bir tüketici kredisi sözleşmesi akdedilmektedir. Banka tüketicinin nam ve hesabına bu krediyi satıcı veya sağlayıcıya ödemektedir. Tüketici ise kredinin taksitlerini doğrudan bankaya ödemektedir.

Bağlı kredi sisteminde çoğunlukla tüketiciler normale göre daha düşük faiz oranları ile kredi kullanmaktadır. Satıcılar ise kredi veren kurumlar sayesinde mal ve hizmetlerini daha fazla tüketiciye sunarak rekabet güçlerini artırabilmektedir. Kredi veren kurumlar da satıcı/sağlayıcı aracılığı ile daha çok tüketiciye ulaşabilmektedir. Tüm bu açılardan bakıldığında bağlı kredi, üç taraf için avantajları olan bir sistemdir.[8]

1. BAĞLI KREDİNİN UNSURLARI

Bir tüketici kredisinin bağlı kredi olarak değerlendirilebilmesi için birlikte bulunması gereken iki unsur mevcuttur. İlk olarak tüketici kredisi belirli bir mal veya hizmetin tedarikine ilişkin bir sözleşmenin finansmanını içermeli, ikinci olarak da tüketici tarafından yapılan iki sözleşme (tüketici kredisi sözleşmesi ve mal veya hizmet tedarikine ilişkin satıcı/sağlayıcı ile yapılan sözleşme) arasında objektif bir ekonomik birlik olmalıdır.

Belirli Bir Mal veya Hizmetin Tedarikine İlişkin Bir Sözleşmenin Finansmanını İçermesi

Bağlı kredi sözleşmesinin ilk unsuru, bu kredinin, belirli bir mal ve hizmetin temini için gerekli finansmanı sağlamak üzere verilmesidir. Mal ve hizmetin belirli olması her durumda mal ve hizmetin ad, marka, isim, satıcı adı vb. özelliklerinin kredi sözleşmesinde belirtilmesini gerektirmez. Yargıtay kararlarında[9] da belirtildiği üzere önemli olan banka ve satıcı/sağlayıcı arasındaki ekonomik iş birliğinin belirlenebilmesidir.[10]

Objektif Açıdan Ekonomik Birliğin Bulunması

Bağlı krediden bahsedilmek için tüketici tarafından yapılan bu iki sözleşmenin (mal veya hizmet sağlamaya yönelik tüketici sözleşmesi ve tüketici kredisi sözleşmesi) objektif açıdan da ekonomik bir birlik oluşturması gerekmektedir. Sözleşmelerden birinin yapılması ve anlam ifade etmesi diğerinin de yapılmasına bağlı ise bir ekonomik birliğin varlığı söz konusudur. Bu nedenle her somut olayda tüketici, satıcı-sağlayıcı ve kredi veren arasında objektif ekonomik birlik oluşturan bir ilişki olup olmadığı değerlendirilmelidir.[11] Satıcı/sağlayıcının reklam yoluyla tüketiciye uygun koşullarda kredi temin edileceğinin bildirilmesi, kredi miktarı ile mal ve hizmet bedelinin birbirine denk olması gibi durumlar ekonomik birliğin varlığına işaret eden örnek durumlardır.[12] TKHK m. 30 düzenlenen ve aşağıda saydığımız üç halden en az birinin varlığı halinde ekonomik birliğin varlığı kabul edilir;

Satıcı veya sağlayıcının tüketici için krediyi finanse etmesi: Kredi faiz oranlarında indirim imkanının sağlanması[13] vb. örnek olarak verilebilir.

Kredi verenin kredi sözleşmesinin imzalanması veya hazırlanması ile ilgili olarak satıcı veya sağlayıcının hizmetlerinden yararlanması: Burada satıcı ya da sağlayıcı kredi veren kuruluşun doğrudan temsilcisi olarak hareket etmekte olup, doğrudan temsilci sıfatıyla tüketici ile imzaladığı tüketici kredisi sözleşmesinden doğan hak ve borçlar temsil olunan kurum olan kredi veren üzerinde doğmaktadır.[14] Örneğin satıcı-sağlayıcının banka adına kredi başvurusunu kabule yetkili olması, belgeleri imzalatması[15], tüketici kredisi sözleşmesine ait belgelerin satış sözleşmesi ile beraber satıcı tarafından tüketiciye verilmesi[16] vb. bu durumlara örnek olarak verilebilir. Uygulamada satıcı/sağlayıcının işyerinde banka personeline yer tahsis edilmesi ve burada hazır matbu sözleşmelerin tüketici tarafından imzalanması ile veya internet üzerinden online satışlarda tüketicinin web sitesi üzerinden ilgili bankaya yönlendirilmesi ile gerçekleşmektedir.[17]

Belirli bir mal veya hizmetin verilmesinin kredi sözleşmesinde açıkça belirtilmesi: Bağlı tüketici kredisinden bahsedebilmek için mal ve hizmete ait isim, satıcı, marka, ebat gibi mal ve hizmeti belirleyebilecek bilgilerin kredi sözleşmesinde yer almasına gerek yoktur. Ancak tüketici kredisi sözleşmesinde bunların açıkça belirtilmesi durumunda bağlı tüketici kredisinin varlığı kabul edilir.[18] Nitekim bu husus Yargıtay kararlarında da belirtilmiştir.[19]

Satıcı/Sağlayıcı ve Kredi Veren Arasında Yapılmış Bir Çerçeve Sözleşmenin Varlığı

TKHK m. 30/5 uyarınca ‘Kredi veren ile satıcı veya sağlayıcı arasında belirli bir malın veya hizmetin tedarikine ilişkin bir sözleşme olmaksızın, tüketicinin kendisi tarafından belirlenen malın veya hizmetin bedelinin kredi veren tarafından ödenmesi suretiyle kullandırılan krediler bağlı kredi sayılmaz.’ Bu hükme göre kredi veren ile satıcı-sağlayıcı arasında müşterilere kredi kullandırılmasını içeren bir çerçeve sözleşme[20] olmaksızın, tüketicinin kendisi tarafından belirlenen mal ve hizmetin bedelinin kredi veren tarafından ödenmesi şeklinde kullanılan krediler, tüketicinin istediği mal kredi sözleşmesinde gösterilse bile bağlı kredi olarak kabul edilmeyecektir.[21] Tüketicinin istediği satıcı/sağlayıcıyı seçememesi de tüketici kredisinin bağlı kredi olarak değerlendirilmesi bakımından belirleyici bir unsurdur.[22]

Ancak kredi veren ile satıcı/sağlayıcı arasında yapılması gereken bu sözleşmenin yazılı olması gerekli değildir. Taraflar aralarındaki iş birliğine yönelik bu iradelerini açık ya da zımmi olarak ortaya koyabilirler.[23]

BAĞLI KREDİNİN SONUÇLARI

Tüketicinin Cayma Hakkını Kullanması Durumunda Bağlı Kredi Sözleşmesinin Sona Ermesi

TKHK m. 30/3 uyarınca; ‘Tüketicinin mal veya hizmet tedarikine ilişkin sözleşmeden cayması ve buna ilişkin bildirimin cayma süresi içinde ayrıca kredi verene de yöneltilmesi hâlinde, bağlı kredi sözleşmesi de herhangi bir tazminat veya cezai şart ödeme yükümlülüğü olmaksızın sona erer.’ Böylelikle cayma hakkının kullanılmasının ardından satış bedelinin, satıcı tarafından tüketiciye iade edilmemesi riski tüketiciden alınarak kredi kuruluşuna yüklenmiştir.[24] Cayma hakkı TKHK m. 18’de taksitle satış sözleşmelerine özel olarak düzenlenmiş olup 7 gün içinde kullanılması gerekmektedir. Ancak peşin bedelli tüketici sözleşmelerinde bedel tüketici kredisi ile ödenmekte olup, kısmi ödemeler kredi verene yapılmaktadır. Bu durumda bir kısmi ödemeli tüketici sözleşmesinden bahsedilemeyeceğinden dolayı cayma hakkı da söz konusu değildir. Ancak Gümüş’e göre ‘kanunun açık lafzı karşısında bağlı kredi yapısı içinde peşin sözleşme görünümüne bürünen -ekonomik olarak- kısmi ödemeli satışlarda da tüketici cayma hakkına sahip olup bu hakkı girişimciye karşı kullanabilmelidir.’[25] Kanımızca da kanunun açık lafzı göz önüne alınarak ekonomik olarak kısmi ödemeli satışlarda ve buna bağlı kredilerde cayma hakkının varlığı kabul edilmelidir. Bağlı kredi sözleşmesinin sona ermesi için bu 7 gün içinde kredi veren kuruluşa da cayma hakkının kullanıldığı yönünde bildirimde bulunulmalıdır. Cayma hakkının kullanıldığının kredi verene bildirilmesi durumunda tüketicinin kredi verenin zararını karşılayacağı veya cezai şart ödeyeceği yönünde yapılan anlaşmalar da batıldır. Ancak hükme ait hükümet gerekçesinde cayma hakkının kullanıldığının kredi verene bildirilmesinin yalnızca tazminat ve cezai şart ödeme borcunun engellenmesi için gerekli olduğu ifade edilmiş olup, mal ve hizmet sağlama amaçlı tüketici sözleşmesinden caymanın kendiliğinden bağlı tüketici kredisi sözleşmesini de sona erdireceği belirtilmiştir.[26]

Konut finansmanı kredileri bakımından cayma hakkının kullanılma süresi ön ödemeli konut satış sözleşmelerinde TKHK m. 43’te ayrı bir düzenleme ile 14 gün olarak belirlenmiştir. TKHK m. 43/2’de ise özel bir düzenlenme getirilmiştir. Buna göre; ‘Taşınmazın kısmen veya tamamen bağlı krediyle alınması durumunda bağlı kredi sözleşmesi, sözleşmenin kurulduğu tarihte hüküm doğurmak üzere bu maddede öngörülen cayma hakkı süresi sonunda yürürlüğe girer. Konut finansmanı kuruluşu cayma hakkı süresi içinde tüketiciden faiz, komisyon, yasal yükümlülük ve benzeri isimler altında hiçbir masraf talep edemez.’ Ön ödemeli konut satış sözleşmesi bağlı kredilerde peşin satış görünümünde ortaya çıksa bile TKHK 43/2’de belirtildiği üzere tüketici cayma hakkını herhangi bir sebep ileri sürmeden kullanabilir.[27] Bu maddeye göre bağlı kredi sözleşmesi 14 günlük cayma hakkı süresinin sonunda yürürlüğe girecek fakat sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren hüküm doğuracaktır. Bu 14 günlük süre içinde bağlı kredi sözleşmesi hüküm ve sonuçlarını doğurmayacaktır. Bunun sonucu olarak kredi veren 14 günlük bekleme süresi içinde tüketiciden faiz, masraf, komisyon vb. adlarla bir ödeme talep edemeyeceği gibi tüketici de almış olduğu kredi tutarının satıcıya satış bedeli olarak ödenmesini talep edemeyecektir.[28]

Mal veya Hizmetin Hiç Ya Da Gereği Gibi İfa Edilmemesi Halinde Müteselsil Sorumluluk

TKHK m. 30/4’e göre; ‘Bağlı kredilerde, mal veya hizmet hiç ya da gereği gibi teslim veya ifa edilmez ise satıcı, sağlayıcı ve kredi veren, tüketicinin satış sözleşmesinden dönme veya bedelden indirim hakkını kullanması hâlinde müteselsilen sorumludur. Tüketicinin bedelden indirim hakkını kullanması hâlinde bağlı kredi de bu oranda indirilir ve ödeme planı buna göre değiştirilir. Tüketicinin sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, o güne kadar yapmış olduğu ödemenin iadesi hususunda satıcı, sağlayıcı ve kredi veren müteselsilen sorumludur. Ancak, kredi verenin sorumluluğu; malın teslim veya hizmetin ifa edilmediği durumlarda satış sözleşmesinde veya bağlı kredi sözleşmesinde belirtilen malın teslim veya hizmetin ifa edilme tarihinden, malın teslim veya hizmetin ifa edildiği durumlarda malın teslim veya hizmetin ifa edildiği tarihten itibaren, kullanılan kredi miktarı ile sınırlı olmak üzere bir yıldır.’ Bu maddede mal ve hizmetin satıcı-sağlayıcı tarafından hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde, tüketicinin bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarını kullanması durumunda, satıcı-sağlayıcı ile kredi veren kuruluşun müteselsil sorumlu olduğu düzenlenmiş ve bu sorumluluğun süresi, miktarı, sonuçları hüküm altına alınmıştır.

Kredi veren kuruluşun müteselsil sorumluluğu sözleşmeden dönülmesi ve bedel indirimi halleri ile sınırlıdır. Onarım ve ayıpsız bir misli ile değişiklik talepleri durumunda müteselsil sorumluluk söz konusu değildir. Bu talepler yalnızca satıcı-sağlayıcıya karşı ileri sürülebilmektedir.[29] Kredi verenin sorumluluğu kullanılan kredi miktarı ile de sınırlandırılmıştır. Buna göre kredi verenden faiz, komisyon, masraf vb. adlar altında alınan ödemeler dahil olmaksızın yalnızca kullanılan kredi tutarında geri ödemede bulunması istenebilecektir.[30]

Konut finansman kredileri bakımından müteselsil sorumluluk hali TKHK m. 35/2’de özel olarak düzenlenmiş olup, bu düzenleme TKHK m. 30/4’teki düzenleme ile büyük ölçüde paralel olduğundan yukarıdaki açıklamalarımız bu kısım için de geçerlidir. Buna göre; ‘Bağlı kredilerde, konutun hiç ya da gereği gibi teslim edilmemesi nedeniyle tüketicinin bu Kanunun 11 inci maddesinde belirtilen seçimlik haklarından birini kullanması hâlinde, satıcı ve konut finansmanı kuruluşu müteselsilen sorumludur. Ancak, konut finansmanı kuruluşunun sorumluluğu; konutun teslim edilmemesi durumunda konut satış sözleşmesinde veya bağlı kredi sözleşmesinde belirtilen konut teslim tarihinden, konutun teslim edilmesi durumunda konutun teslim edildiği tarihten itibaren, kullanılan kredi miktarı ile sınırlı olmak üzere bir yıldır.’

SONUÇ

Bağlı krediler tüketicilerin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla uygulamada sıklıkla görülmekte olup, tüketicilerin maddi olarak finanse edilmesini sağlamaktadır. Böylelikle tüketiciler maddi olarak birikim yapmadan ihtiyaçları olan mal ve hizmetlere ulaşabilmektedir. Yaygın olarak kullanılmakta olan bu sistemin tarafları için birçok avantajı ve dezevantajı bulunmaktadır. Bu sebeple sistem içinde bu ilişkinin zayıf tarafı olan tüketiciyi koruma amaçlı bazı hükümler konulmuştur.

KAYNAKÇA

[1] Yener, Mehmet Deniz, 6502 Sayılı Yeni Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un Tüketici Kredileri Bakımından Getirdiği Yenilikler, Finansal Araştırmalar ve Çalışmalar Dergisi, Cilt 7, Sayı 13, 2015, s. 419.

[2] Kılınç, Hüseyin, Bağlı Tüketici Kredisi Sözleşmesi ve Kredi Verenin Sorumluluğu, Ankara 2019, s. 76.

[3] Oğuz, Sefer, Bankacılık Hukuku Yönünden Ticari Kredi Açma Sözleşmeleri, Ankara 2019, s. 224.

[4] Özel, Çağlar, Tüketicinin Korunması Hukuku, Ankara 2018, s.193.; Yıldırım Akkayan, Ayça, Kredi Kartı Sözleşmelerinin Bağlı Tüketici Kredisi Olarak Nitelendirilip Nitelendirilemeyeceği Sorunu, İÜHFM, C. LXXIII, 2015, Sa. 1, s. 268.; İnal, Tamer H., Tüketici Hukuku, Ankara 2014, s. 797.

[5] YHGK, 21.10.2015 T., 2013/2294 E. ve 2015/2330 K.

[6] İnal, s. 795.

[7] Yılmaz, Abdülhamit, Belirli Süreli Tüketici Kredisi Sözleşmeleri, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2018, s. 88.

[8] Demir Dalkılıç, Müge, Bağlı Kredi ile Ön Ödemeli Konut Satışı, Marmara Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2019, s. 59.

[9] Y. 13. HD., 19.10.2015 T., 2015/29827 E. ve K. 2015/30307

[10] Özgöz Yenice, Hava, Bağlı Tüketici Kredilerinde Bankanın Sorumluluğu, İstanbul Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, 2019, s. 13.

[11] İnal, s. 803.

[12] Özgöz, s. 16.

[13] Yener, s.420.

[14] Gümüş, Mustafa Alper, 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Şerhi, Cilt 1, İstanbul 2014, s. 208.

[15] Yener, s.420.

[16] Arkan, Sabih, Tüketici Kredisi ve Uygulaması, BATIDER, 1989, C. 15, Sa. 1, s. 40; Aktaran; Kılınç, s. 89.

[17] Özgöz, s. 20.

[18] Gümüş, s. 209.

[19] Y. 3. HD., 26.11.2018 T., 2017/10872 E. ve 2018/12039 K.

[20] Y. 13. HD., 20.06.2013 T., 2012/20232 E., 2013/16876 K.

[21] Gümüş, s. 212.

[22] Yıldırım, s. 273.

[23] Yılmaz, s. 79.

[24] Yener, s. 421.

[25] Gümüş, s. 210.

[26] Gümüş, s. 209.

[27] Gümüş, s. 262.

[28] Gümüş, s. 266.

[29] Yener, s. 422.; Gümüş, s. 211.

[30] Gümüş, s. 212.